Bilim Ofisi | Aydınlanmanın Fiziği – 0 – Bölüm 4
570
post-template-default,single,single-post,postid-570,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-theme-ver-16.6,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.1,vc_responsive

Aydınlanmanın Fiziği – 0 – Bölüm 4

Kuantum Kuramının Olağanüstü Öngörüleri – Neden Kuantum Fiziği sadece Fizikçileri ve Matematikçileri İlgilendirmez? Ya da Neden Herkes Kuantumdan Biraz Anlamalı?

Aydınlanmanın Fiziği 0 makale serisinin bu son bölümünde de genel bir toparlama yaparak, Kuantum Mekaniğinin, sağduyumuza aykırı ancak olağanüstü derecede de gerçek öngörülerini paylaşacağım. Daha önce sorduğum Neden Herkes Kuantumdan Biraz Anlamalı sorusunun cevabına gelelim şimdi (Bu bölüme kazara rastladıysanız daha önceki bölümleri okumanızda fayda var):

Aydınlanma, sezgisel bilgiyle erişilen bir zihin halini anlatır pek çok öğretide. Koşullanmış zihinlerin aydınlanmasıysa ancak ve ancak içinde var olduğu koşullardan özgürleşerek olabilir. Kuantum fiziği bu açıdan, yüzyıllardır süren zihinsel koşullanmışlıklarımızı bir kenara bıraktıracak zarif ve ama çetrefilli araçlar sunmaktadır.

Kuantum fiziğinin, şimdiye dek yapılan tüm deneylerin tutarlı biçimde doğrulamasına rağmen, atomaltı ölçekte mikro dünyada geçerli olan yasaları, kuralları ve prensiplerini, alışık olduğumuz makro dünyanın binlerce yıllık Aristo mantığıyla kavramak çok zordur.

Koşullanmış zihinlerimiz bize yaşamda kesinlik ve belirlilik aramasını söyler. Oysa kuantum fiziği, evreni yöneten ana prensibin belirsizlik olduğunu, hatta yaşamımızı bu belirsizliğe borçlu olduğumuzu söyler ve bunu pek çok deneyle, farklı açılardan da ispatlar. Bizim boyutlarımızda yani makrodünyamızdaki ana fizik kanunlarından biri “genel görelilik teorisi” der ki, “hiçbir şey ışık hızından daha hızlı olamaz, ışık hızını aşamaz”.

Kuantum teorisinin şaşırtıcı ilkelerinden bir tanesi olan “kuantum dolaşıklığı” makrodünyanın bu anayasasını tek bir dokunuşla alaşağı ediveriyor. Dolaşık hale gelen / getirilen parçacıklar, evrenin bambaşka uçlarına dahi konmuş olsalar, gözlemlendiklerinde bir şekilde ışıktan hızlı bir bilgi iletimi sağlayabiliyorlar. Nasıl olduğu henüz bilinmiyor. Sorunun temelinde aslında, pek çok filozof-fizikçinin de öne sürdüğü gibi, evreni makro ve mikro diye ikiye bölmek yatıyor kanımca. İşte 1950’lerden beri binlerce fizikçi ve matematikçi, bu ayrımı ortadan kaldıracak, her şeyin teorisini bulmaya/oluşturmaya çalışıyorlar.

Belirsizlik ilkesi, gözlemden bağımsız olarak, bir kuantum sisteminin davranışı hakkında kesin yorumlamalara temel sınırlamalar getirir. Yani bizden bağımsız olarak, içinde yaşadığımız bu evrende, neyin gerçek olduğunu anlamamızı imkânsızlaştıran bir takım temel sınırlar vardır. Belirsizlik ilkesi, doğayla ve içindeki her şeyle ilgili bilme yeteneğimizi doğanın kısıtlamasıdır.

Hazırlık yaparak bu yeteneğini geliştirmeye/kullanmaya çalışan bir zihin nedensellik ilkesine bağlıdır. O halde bu problemi çözmek için, tüm olası belirsizliklere açık bir zihin haline geçmemiz gerekmez mi?

Gözlemci etkisiyse, biz gözlem yaptığımız zaman kuantum sisteminin nedenselliğinin belli oranda bozulacağını ve gözlem yapmadan önceki halinden farklı davranacağını/olacağını ifade eder. Yani biz olguları oldukları halleriyle, taraflı bir zihinle tarafsızca gözlem yaparak göremeyiz. Bölen/ayıran zihnimiz gözlemci etkisinden dolayı hiçbir şeyi olduğu gibi göremeyebilir.

Doğa belirsizliklerle doludur. Hatta doğa belirsizliklerden müteşekkildir. Önümüzde belirsizliklerden oluşmuş, ama dogmalarımızla belirli-kalıcı-ayrık zannettiğimiz bir evren-yaşam illüzyonu söz konusudur. Ve bu muazzam bir problemdir: Bunu çözmek içinse elimizde sadece mevcut zihinsel yapımız vardır.

Yaşama baktığımızda tüm olgular değişken, kararsız ve geçicidir. Her şey devamlı bir tınlaşım / devinim içindedir. Dışsal koşullar, parçalar ve tabi ki nesnenin kendisi de değişmektedir. Yani aslında şeyler sürekli varoluş-yok oluş döngüsündedir. Ayrıca kuantum kuramı, insan idrakine, Aritso’dan binlerce yıl sonra, “Hem o hem değil!” şeklinde özetlenebilecek bir mantık yerleştirmiştir. Mesela buna göre bir foton hem parçacık hem dalga gibi davranabilir. Bir parçacık süper pozisyondayken hem oradadır hem buradadır, hem hiçbir yerdedir.

Her şeyin kesinlikle ve determinist şekilde bilinebileceğine dair Newton’un başlattığı furya, 20 yy.’da zihinleri bilinmeyene açık birkaç genç ve zeki fizikçi tarafından, yılmaz bir çalışkanlıkla sonlandırıldı. Ve doğaya bakışımız sonsuza dek değişti! Artık dualite yerini bambaşka bir anlayışla birliği bırakmaya başladı. Bu değişimin farkına varıp, hakikat yolculuğumuzu tamamlamak için elimizde müthiş bir araç var. Yılmadan çalışmak için her türlü imkânımız da mevcut.

Tasavvuf konusunda çalışmalar yapan bir arkadaşımın da dediği gibi, “Bilim dünyası, belki de ilk defa, kuantum ile şaşı görmeyi bırakmaya başladı.”

O halde neyi, ne diye bekliyoruz?

Aşağıda Klasik Fizikle Kuantum Fiziğinin arasındaki farkları listelemeye çalıştım.

Aydınlanmanın Fiziği kuantum dünyasının garip ve eğlenceli diğer konularıyla devam edecek.

Bilimle ve sevgiyle, aydınlık günlerde kalın!

 

Klasik Fizik ile Kuantum Fiziğinin Temel Farkları

  1. Klasik teorik fizikte büyük parçaların her zaman küçük parçacıklardan oluştuğu düşünülür.
  2. Kuantum fiziğindeyse maddenin hem parçacık hem dalga karakterinde olduğu düşünülür. Bu düşüncenin uygulanması birçok matematiksel işleme dayanır.
  3. Klasik fizikte taneciğin gelecekteki durumu ilk durumda verilen enerji, momentum gibi büyüklüklerle tespit edilir. Cismin üzerine etkiyen kuvvet ile de bu belirlenir.
  4. Kuantum fiziğinde, taneciğin ilk durumu kesinlik içermediği için gelecekteki durumu da kesin olarak belirlenemez, tespit edilemez. Yani Klasik fizikte determinizm yani “belirlilik” vardır. Oysa ki Kuantum fiziğinde olaylar determinist olarak gelişmezler. Daima belli bir olasılık yüzdesi bulunur. Evrenin gerçek doğası “belirsizlik”  içerir.
  5. Klasik fizikte determinizm yani “belirlilik” vardır. Oysa ki Kuantum fiziğinde olaylar determinist olarak gelişmezler. Daima belli bir olasılık yüzdesi bulunur.
  6. Klasik fizikte bulunan determinizm nesnellikle el ele gider. Yani, nesnelerin birbirlerinden bağımsız oldukları ve her bir nesnenin çevresinden yalıtılarak incelenebileceği inancı ve görüşü vardır. Oysa ki Kuantum Fiziğinde nesneler birer enerji dalgası olarak görüldüğünden klasik anlamda “nesnellik” kaybolmaktadır. Yerine bütünsel bir etkileşim ve evrende sıçramalarla değişim kavramları ileri sürülmektedir.
  7. Kuantum Kuramı gözlenen ile gözleyeni ayrı saymaz. Yani, biri diğerini etkileyip değiştirebilir. Bu bakımdan bağımsız nesne kavramı yok olduğu gibi etki edip dönüştürme yeteneğinin sadece canlılara ait olmadığı da söylenebilir.
  8. Klasik fizikte uzay ve zaman süreklidir. Kuantum Fiziğinde süreksiz ve kesiklidir. Bu bakımdan Klasik fizikte nesnelerin özellikleri sürekli birer değişkendir. Oysa ki Kuantum Fiziğinde tüm bu değişkenler süreksiz olup ani sıçrayışlarla bir durumdan diğerine geçiş olur.
  9. Klasik fizikte bulunan determinizm nesnellikle el ele gider. Yani, nesnelerin birbirlerinden bağımsız oldukları ve her bir nesnenin çevresinden yalıtılarak incelenebileceği inancı ve görüşü vardır. Oysa ki Kuantum Fiziğinde nesneler birer enerji dalgası olarak görüldüğünden klasik anlamda “nesnellik” kaybolmaktadır. Yerine bütünsel bir etkileşim ve evrende sıçramalarla değişim kavramları ileri sürülmektedir.
  10. Kuantum Kuramı gözlenen ile gözleyeni ayrı saymaz. Yani, biri diğerini etkileyip değiştirebilir. Bu bakımdan bağımsız nesne kavramı yok olduğu gibi etki edip dönüştürme yeteneğinin sadece canlılara ait olmadığı da söylenebilir.
  11. Aslında klasik teorik fizik kuantum fiziğinin özel bir durumudur yaklaşımı daha doğrudur.

 

Yazar:Mustafa Yücelgen

KAYNAKÇA

  • Einstein, Albert (2010). İzafiyet Teorisi, İstanbul: Say Yayınları.
  • Heisenberg, W. (1990), Parça ve Bütün, İstanbul: Düzlem Yayınları
  • Capra, F. (1975), The Tao of Physics, ABD, Bantam Books
  • Hawking, W. S. (1988). Zamanın Kısa Tarihi, İstanbul: Milliyet Yayınları
  • M (2012), Einstein’ın Evreni, Ankara, ODTÜ Yayıncılık
  • Penrose, R. (1999). Kralın Yeni Usu (2) Us Nerede?, Ankara: TÜBİTAK
  • Planck, M. (1987). Modern Doğa Anlayışı ve Kuantum Teorisine Giriş, İstanbul: Alan Yayıncılık
  • Hawking, S.(2002), Ceviz Kabuğundaki Evren, İstanbul: Alfa Basım Yayım Dağıtım
  • Heisenberg, W.(2003), Einstein’la Yüzleşmek, İstanbul: Gelenek Yayıncılık
  • Bell, J. S. (1964), On the Einstein Rosen Podolsky Paradox, ABD: Physics
  • Tarlacı, S. (2009), Kuantum Beyin, İstanbul: Kendi Yayını
  • Albert Einstein, Boris Podolsky & Nathan Rosen (1935), Can Quantum-Mechanical Description of Physical Reality Be Considered Complete?, Physical Review, (47):777-780
  • Buğdaycı, İ. (2008), Kuantum Kuramında Belirsizlik, Bilim Teknik, Mayıs, 36-39
  • Turgut, Dr. S. (2003), Şu Garip Kuantum-2: Dolanıklık, Bilim Teknik, Mayıs, 44-48
  • Kalp, İ. (2018), Kuantum Dünyasında Nedensellik, 1 Mayıs 2018 tarihinde Bilimfili https://bilimfili.com/kuantum-dunyasinda-nedensellik/
  • Çeşitli Kuantum Mekaniği Makaleleri (2017), Fizik Makaleleri http://www.fizikmakaleleri.com/search/label/kuantum%20mekani%C4%9Fi