Bilim Ofisi | Diyet ve Evrim: Beslenmemizdeki Değişiklikler Nelere Sebep Oldu
631
post-template-default,single,single-post,postid-631,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-theme-ver-16.6,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.1,vc_responsive

Diyet ve Evrim: Beslenmemizdeki Değişiklikler Nelere Sebep Oldu

Bölüm 1

Evrim sürecinde kuşkusuz insanın en güçlü canlı olmasını sağlayan etken onun beslenme yapısındaki çeşitliliğidir. İnsan, yeryüzünün birçok bölümünde yerleşik hayata geçebilmesini ve popülasyonunu hızla arttırmasını besin ayırt etmeden etçil ve otçul olarak ulaşabildiği tüm kaynakları tüketebilmesine borçludur. Günümüz ilerleyen teknolojisi ile bu durum ulaşabildiğinin de ötesine geçmiş ve çevresel şartlara karşı gelerek sera gibi alanlarda dört mevsim otçul ürünlerini her daim ulaşabilir hale getirmiştir. Peki bu çeşitliliğin ve ulaşabilirliğin bizlere ne gibi avantajı veya dezavantajı oldu ve olmaya devam ediyor? Çeşitliliğe alışık olan ve bulduğunu yeme düzeninde beslenen atalarımızdan sonra bizler onlardan biyolojik olarak ne kadar avantajlıyız veya dezavantajlıyız?

Beslenme konusu evrim başlığı altında incelendiğinde şüphesiz karşılaşılacak ilk örnek yakın bir geçmişte edindiğimiz alışkanlık olan bebeklik döneminden sonra süt tüketimine devam etmemizdir. Ancak bebekken sindirim sistemimizin sindirimini gerçekleştirebildiği süt ürünlerinde bulunan laktoz; insanın yerleşik hayata geçmesi ile sütünü tüketebileceğimiz hayvanları evcilleştirmesinden itibaren bir biyo-kültürel evrim sürecine girdi. Bu süreç, sindirim sistemimizin laktoza karşı enzim üretmesini sağlayarak baskı oluşturdu ve hayatta kalmayı başardı. (Patterson, 2000, s.1060)

Fakat beslenme alanındaki farklılaşmada yaşanılan süreç her zaman insanın lehine gerçekleşmedi. Tıpkı süt ve laktozun insan biyolojisindeki karmaşası gibi; insanın tarıma geçmesi ile (yaklaşık M.S 200) insan bedeninde bir tür rahatsızlık belirdi: Çölyak. Buğday ürünlerinin tüketilmesi durumunda glutene karşı intoleransı olan insanların bağışıklık sistemi, gluteni tehlikeli bir madde olarak algılar ve ince bağırsağa saldırır. İnsanların tarım ve ticarete geçtiği süreçten yani yoğun buğday tüketiminin olduğu dönemden itibaren hastalığın belirtileri ve tanısı ortaya çıkmıştır. Tıpkı aşırı şeker tüketiminde vücudun geri tepkimesi olan diyabet gibi. Bu tip rahatsızlıklar nesilden nesile ilerleyerek genetik bir hal aldı.

Atalarımızın, vücudun %2’lik bir kısmını oluşturan beynin %20’lik bir enerji harcayışına sahip olmasından kaynaklı et tüketimine geçiş döneminde, hızlı bir şekilde gelişmiş bir canlı haline gelmesi tesadüf değildi. Dünya üzerindeki en hızlı canlı da, en zeki canlı da ağırlıklı olarak et tüketimine sahip bir beslenme şekline sahiptir. Fakat tıpkı tarım ürünü gıdalarda da karşılaştığımız gibi, bu sefer de aşırı et tüketimi ile ortaya çıkan, ağrılı ve sert eklemler ile vücutta tepki gösteren bir diğer rahatsızlık Gut hastalığıdır. Eklem bölgerinde iltihaplanma olarak gözlemlenen bu hastalık, M.Ö. beşinci asırdan itibaren izlerini günümüze taşımaktadır. Bahsedilen dönemde göçebe olarak hareket eden toplulukların avlanarak etçil ağırlıkta beslenmesi ve yerleşik hayata geçmeden, Çölyak gibi hastalıklardan önce varolması, aslında tüm bu rahatsızlıkların sebebinin nedenini açıklar niteliktedir. Gut hastalığı, genetik bir rahatsızlık olmamasına karşın, romatizmal hastalıkların çok faktörlü olması sebebiyle genetiğin etkisinin sıfır olduğu söylenemez. Daha net açıklamak gerekirse, Gut hastası olan biri, geninde bu hastalığın kodlarını taşıyarak gelecek nesile aktarması mümkün olabilir ancak taşıyıcıda bu hastalığın gözlemlenmesi beklenmez.

Biyolojik olarak bedenimiz hepçil bir canlı olduğunu, beslenme şeklimizi tek bir yöne kaydırdığımızda bizlere farklı yollardan tepkimelerle hatırlattı ve hatırlatmaya devam ediyor. Tıpkı günümüzde besin ürünlerine kolaylıkla erişebilen gelişmiş ülkelerde, fazla beslenmenin yarattığı obezitenin daha çok görülmesi ve hastalığın her geçen gün giderek yaygınlaşması gibi. İnsanın yaşamında büyük rol oynayan her değişimde, insan bedeninin buna mutlak bir  biyolojik cevabı olacaktır. Vereceği bu biyolojik cevapların yanında, vücudumuzun ikinci beyni olarak da adlandırılan bağırsakların vücudun bütün sistemlerine etki ettiği de görülmektedir. Yazının 2. bölümünde yediklerimizin bu yollarla nasıl duygularımızı etkileyebileceğini inceleyeceğiz.

 

Yazar:Akın Kayabaşı

REFERANSLAR:

glutensizada.com/colyak-ne-zaman-ortaya-cikti/

evrimagaci.com/insanlarin-beslenme-aliskanliklari-vejetaryenlik-etcillik-obeazite-ve-evrim-7205

Gökmen Kalkan – Gut hastalığına dair ders notları

Kapak görseli: (Illustration: Christine Daniloff/MIT)