Bilim Ofisi | Bugünkü Eğitim Sistemi Çocuklarımızı Geleceğe Hazırlar mı
640
post-template-default,single,single-post,postid-640,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-theme-ver-16.6,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.1,vc_responsive

Bugünkü Eğitim Sistemi Çocuklarımızı Geleceğe Hazırlar mı

Hz. Ali’ye ithaf edilen “Çocuklarınızı yaşadığınız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin.” sözünün anlamı bugünlerde çok daha iyi anlaşılıyor olmalı. 1990’lardan itibaren içinde bulunduğumuz “Bilgi Çağı” nesiller arası farkı inanılmaz boyutlara taşımış durumda. Çocuklarımızla aramızdaki fark, babalarımızla aramızda olan farktan çok çok daha fazla. Ve muhtemelen torunlarımızla aramızdaki fark ışık yılı kadar olacak. Zaman içinde nesillerde yaşanacak değişim ve gelişim normaldir fakat değişim hızının bu büyüklükte olması, bu dönemde farklı bir şeylerin olmasından kaynaklanır. Yaşadığımız çağın diğer çağlardan en büyük farkı elbette “Teknoloji”dir.

Bugün orta yaş diyebileceğimiz nesil teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir dünyaya gözlerini açmadı. Fakat yaşarken teknolojik gelişmelere bir şekilde adapte oldular ve teknolojinin etkin kullanıcıları haline geldiler. Buna rağmen bu nesil hala teknolojik gelişmelere nispeten de olsa bir direnç göstermekte, uyum süreleri uzamaktadır.

Bugünkü çocuklar ise teknolojik gelişmelerin başını alıp gittiği, muhtemelen daha da gideceği bir dünyaya gözlerini açtılar ve açmaya devam edecekler. Onlar teknolojiye uyum sağlama sorunu yaşamadı ve yaşamayacaklar. Teknoloji onların gözlerini açtığı dünyanın ayrılmaz bir parçası durumunda. Algıladıkları dünyada hemen her şey otomatik bir düzende ilerliyor, birkaç basit el hareketi ile pek çok şey kontrol ediliyor. Hemen herkes 2-3 yaşlarındaki çocukların akıllı telefonları ya da tabletleri çok etkin bir şekilde kullanmalarına şahit olmuştur. Ya da küçük çocukların tuşlu eski model telefonları kullanırken, telefonların ekranlarına dokunarak kontrol etmek istediklerine. Onların dünyasının “Normal”i her şeyin teknolojik olmasıdır.

Peki, biz yaşamları şimdiden bizim yaşamlarımızdan farklı olan çocuklarımızı yaşayacakları zaman için yetiştirebiliyor muyuz? Yoksa kullandığımız eğitim yöntemleri hala eski eğitim sistemine ciddi şekilde benziyor mu? Bu noktada “Eskiden öğretmenlere, büyüklere saygı vardı, artık okullarda bu tarz değerler öğretilmiyor. Dolayısıyla çocuklarımızın aldığı eğitim bizimkine benzemiyor.” şeklinde bir itiraz dillendirilebilir. Fakat bahsettiğim eğitim değerlerinin yaşatılması ya da aktarılması yöntemlerindeki değişiklikleri kast etmiyor. Birkaç örnekle durumu daha anlaşılır hale getirmeye çalışayım.

Örneğin bizim ilkokul yıllarımızda ve daha önceki on yıllarda güzel yazı yazma becerisi hayati derecede önemli bir konuydu. Çünkü neredeyse bütün kişisel bilgiler elle yazılan belgelerde saklanıyor, okulda yapılan hemen her sınav kağıt üzerinde gerçekleştiriliyordu. Dolayısı ile güzel yazı yazamayan kişi kendisini ifade etme olanağından yoksun kalacak ve kaybedenlerden olacaktı. Bu sebeple ilkokulun birinci sınıfının önemli bir kısmını, çizgili defterlerimize çeşitli geometrik şekilleri ve harfleri sayfalarca çizmeye ayırdık. Bu faaliyetin ince kas gelişimine olan faydası elbette inkâr edilemez. Fakat bu çağda yazı yazma becerisi önemini neredeyse tamamen yitirmiştir. Artık önemli olan okuma becerisidir. Okumayı bilen her öğrenci kendisini klavye tuşlarına basarak çok rahat bir şekilde yazılı olarak ifade edebilir. Hatta sesi yazıya çeviren bir program sayesinde kendisini yazılı olarak ifade etmesi için konuşması yeterlidir. Yaşadığım son bir ayı dikkate aldığımda yüzlerce satır yazı yazmama rağmen kalemi elime bir kere aldığımı hatırlıyorum. Çünkü işlerimin tamamını bilgisayar ve akıllı telefonla yapıyorum. Bu durumda çocuklarımıza ısrarla güzel yazı yazmayı öğretmeye çalışmak vakit ve insan israfı değil midir?

İkinci bir örnek matematik becerileri konusunda. Yine bizim okul yıllarımızda çarpım tablosunu ezberlemek, zihinden dört işlemi yapmak, karmaşık matematiksel denklemleri çözebilmek hayati bir yaşam becerisiydi. Bunların bugün de TEOG, ÖSS, KPSS gibi sınavlar sebebiyle hayati önem taşıdığı söylenebilir ve çok da haklı olur. Fakat artık bu tarz işlemleri küçük bir hesap makinesi saniyeler içinde yapabilmektedir. Çok daha karmaşık problemleri ise bazı özel yazılımlar yine saniyeler içinde çözebilmektedir. Bizim çocuklarımıza öğretmemiz gereken şey hesap makinesinin ve yazılımların nasıl daha efektif kullanılabileceği olmalıdır.  Böylece çocuklarımız hem gereksiz stres yaşamayacaklar, hem de öğrenme süreçleri hızlanacaktır.

Bir diğer örneğimiz ise genel anlamda tüm derslere yönelik bir eleştiriyi içerecektir. Edebiyattan tarihe, sosyal bilgilerden fen bilgisine ve bu alanların çeşitli branşlarına… Bu derslerde onlarca farklı bilgiyi ezberledik. O dönemlerde hayati öneme(!) sahip bu bilgilerin pek çoğu zihnimizden uçup gitmiş durumdadır. Hangi ilde hangi madenin çıktığını, hangi savaşın hangi yılda yapıldığı ve sonuçlarının neler olduğu, hangi eserin hangi yılda kim tarafından yazıldığı gibi pek çok bilgi ya genel hatları ile zihnimizdedir ya da çoktan uçup gitmiştir. Bu bilgilerden herhangi birine internetten yapılacak bir dakikalık bir arama ile ulaşılabilir. Bu durumda çocuklarımıza bunları ezberletmek (dikkat edin öğretmek demiyorum) makul bir seçenek midir? Sınavlarda çocuklarımızın cevap vermesini istediğimiz şeyler zaten kolaylıkla ulaşabilecekleri bilginin kendisi mi olmalıdır? Yoksa bu bilgilerden faydalanarak yapılacak yorumlar ve çeşitli sonuçlar mı?

Üç örnek ile bugün aktif olarak sürdürülen eğitim sistemine çeşitli açılardan itirazımızı dile getirdik. Elbette fedakâr öğretmelerimiz mevcut durumu değiştirecek uygulamalar yapmaktadırlar. Fakat bu müspet hareketleri ne yazık ki bireysel olarak kalmaktadır. Verilen örneklere çeşitli açılardan itirazlarda getirilebilir. Ancak asıl anlatılmak istenen şudur: Çocuklarımızı yaşayacakları zamanda, doğrudan işlerine yaramayacak bilgi ve becerilerle donatmaya devam ediyoruz. Bu süreçte milyonlarca lira parayı, binlerce öğretmen ve öğrenciyi verimsiz bir şekilde kullanarak çok büyük bir insan israfına yol açıyoruz. Ne yazık ki çocuklarımızı yaşayacakları zamana uygun bir şekilde yetiştiremiyoruz.

Peki, gelecek nesillerimizi nasıl geleceğe uygun bir şekilde yetiştirebiliriz? Bu konuda dünyanın en büyük ve sanırım en hantal bakanlığı olan MEB’den bir hamle beklemek fazlası ile romantik olacaktır. Bu durumda eğitim sisteminin değişmesini beklemek yerine alternatif eğitim yöntemlerini devreye sokarak en azından kendi çevremizdeki çocukları geleceğe hazırlamalıyız.

Bugünkü eğitim sisteminin geleceğin ihtiyaçlarını karşılayamayacağı konusunda hem fikirsek, gelecekte çocuklarımızın nelere ihtiyacı olacak? Çocuklarımıza neleri kazandırmalıyız? Gelecek, çocuklarımızdan neler beklemektedir? gibi soruların yanıtını diğer yazımızda vermeye çalışacağız.

Yazar:Abdullah Bedir Kaya