Bilim Ofisi | DİKKAT! TATLIYA DÜŞKÜNLÜK NEVROTİKLİĞİ TETİKLİYOR OLABİLİR
679
post-template-default,single,single-post,postid-679,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-theme-ver-16.6,qode-theme-bridge,disabled_footer_bottom,wpb-js-composer js-comp-ver-5.5.1,vc_responsive

DİKKAT! TATLIYA DÜŞKÜNLÜK NEVROTİKLİĞİ TETİKLİYOR OLABİLİR

İnsan rahme düştüğü an, ebeveynlerinin kişilik özelliklerinin kendine has bir kombinasyonunu gen hücreleri yoluyla miras alır. Bu kombinasyon, kişinin karakterinin temelini oluşturur. Fakat kişilik özellikleri sadece buna bağlı olarak gelişmez. Aynı zamanda çocukluk döneminin de kişilik üzerinde büyük bir etkisi vardır. O dönem nöronların birbiriyle daha fazla bağlantı kurması ve yaşanılan deneyimler, kişiliğin şekillenmesinde ciddi bir öneme sahip. Üstelik aynı deneyimin birkaç kez yaşanması, kişilikten öte belli bir davranış modelinin oluşmasına da etki etmekte. Diğer yandan yaşanılan deneyimler gibi yeni bir şey öğrenmenin de, beyni fiziksel olarak yeniden yapılandırdığı için, kişilik üzerine etkisi olduğu biliniyor. Yaşam boyunca edinilen bilgi ve deneyimler, çevresel faktörler, kalıtsal özellikler vb. kişiliği şekillendiren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

19.yüzyılda yaşanan Phineas Gage vakası ile kişiliğin beynin ön lobları tarafından yönetildiği keşfedilmiş, bu olaydan sonra kişilik ile ilgili araştırmalar artarak devam etmiştir. Yine aynı yüzyılda Franz Gall tarafından ‘frenoloji’ teorisi ortaya atılmış, kişinin kafatasından karakterinin belirlenebileceği iddia edilmiştir. Diğer yandan kişilik, sadece sinirbilim ile ilintili olarak değil aynı zamanda psikolojiyle bağlantılı olarak da ilerlemeye devam etmiştir. Günümüzde kişilik ile ilgili birçok teori mevcut. Bunlardan biri de beş faktör kişilik kuramı. Bu kuram; dışadönüklük, sorumluluk, duygusal dengesizlik (nevrotiklik), deneyime açıklık ve uyumluluk kişilik özelliklerini ölçmeye yönelik olarak geliştirilmiş ve birçok çalışma alanında da kullanılmıştır. Son zamanlarda ise tat tercihleri ile kişilik özellikleri arasında bağlantı kuran çalışmalar yapılmakta. Bu bağlamda yapılmış çalışma sayısı henüz az olsa da, ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor. Çalışma sonuçlarına değinmeden önce, tat algısından bahsetmemek olmaz tabi.

Tat algısı, özellikle koku ve tat duyuları ile farklı duyusal sinyallerin birleşmesiyle, bağlantılı öğrenme yolu ile oluşmakta. Herhangi bir kokuyu ya da tadı sevmeyi veya sevmemeyi deneyimlerle öğreniriz. İlişkisel öğrenmeye dayanan tat algısı, tat ve koku algısının birlikte tekrar edilmesiyle oluşur. Örneğin tatlı ile eşleşen koku sevilirken, acı tat ile eşleşen koku sevilmez. Diğer yandan yenilen yemekten alınan haz beynin ‘amigdala’ bölgesine kaydedilir ve rafa kaldırılır. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, beyne kayıtlı olduğundan tekrar aynı hazzı yaşama ihtiyacı hissedilebilir. Bu alınan haz ile o an ortamda var olan bir koku veya bir ses gibi bu hazzı anımsatıcı şeyler (bu deneyimle birlikte) beynin ön lobuna kaydedilir. İşte bir tat deneyimi yaşarken, aynı zamanda bir kokuyu ya da bir ortamı hatırlamak bundan ileri gelir.

Chicago’daki Koku ve Tat Araştırma Vakfı’nın kurucusu nörolog Alan Hirsch, insanların zevk ve tercihlerinin kişiliklerine bağlı olduğunu vurgular. Şu ana kadar 18 binden fazla kişinin tercihlerini ve kişilik profillerini incelediğini ifade eden Hirsch, birçok yiyeceği kullanarak, kişilik tipleri ile çeşitli yiyecekler arasında korelasyonlar yaptığını da ilave ediyor. Hayat boyu tercih edilen şeylerin temelinde kişiliğin yattığını belirten Hirsch bir de ‘What Flavor is Your Personality’ adlı bir kitap yazmış. Hirsch’e göre, beynin kişilikle ilgili bölümü ile koku sisteminin lokalize olduğu bölümler birbirine yakın olduğundan ikisi arasında bağlantı kurmak akla uygun.

Kişilik özellikleri ve tat tercihleri arasındaki ilişkiyi ölçen çalışmalar incelendiğinde, (genelde) sorumluluk özelliğine sahip kişilerin ekşi tadı daha çok tercih ettiği, dışadönük kişilerin ise acı ve tuzlu tatları daha fazla eğilim gösterdiği ortaya çıkmış. Fakat göze çarpan bir sonuç var ki o da, konuyla ilgili yapılmış neredeyse tüm çalışmalarda nevrotik kişilik özelliği gösteren kişilerin tatlı tadı tercih ettikleri. Diğer yandan Elfhag ve arkadaşlarının (2006) araştırmasında ise, tatlı tat tercihinin sinirli kişilik özelliği, hırçınlık ve özgüven eksikliği ile ilişkili olduğu sonucuna varılmış. Saliba ve arkadaşları (2009), tatlı tat tercihinin yüksek oranda dürtüsellik ve düşünmeden hareket etme ile ilişkili olduğu sonucuna varmışlar. Türkiye’de ise Kılıçlar ve arkadaşları (2017) tarafından konu üzerine yapılmış çalışmada, nevrotik kişilik özelliği gösteren bireylerin tatlı tadı daha çok tercih ettikleri saptanmış.

Tatlı tat tercihinin nevrotik kişilik özelliğiyle gerçek anlamda ne kadar bağdaştığı net olarak bilinmese de, araştırmalar kişilik özellikleri ve tat tercihlerinin birbiriyle ilintili olduğunu ortaya koymakta. Zira kişiliğin ve tat deneyiminin beynin ön loblarıyla haşır neşir olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu ikisi arasında bağlantı kaçınılmaz gibi gözüküyor.

Yazar:Ayşe ŞAHİN

REFERANSLAR

Elfhag, K. & Erlanson-Alberttson, C. (2006). Sweet and Fat Taste Preference in Obesity Have   Different Associations With Personality and Eating Behavior, Physiology & Behavior,       88, 61-66.

Food: Delicious Science (2017). Belgesel.

Kılıçlar, A., Şahin, A., Sarıkaya, G., Bozkurt, İ. (2017). Kişilik Tiplerinin Tat Tercihlerine         Etkisi, Jotags, 5(3), 93-117.

Prescott, J. (2015). Flavors: The Pleasure Principle, Flavour, 4(15), 1-3.

Saliba, A., Wragg, K., Richardson, P. (2009). Sweet Taste Preference and Personality Traits,     Food Quality and Preferences, 20(8), 572-575.

The Brain With David Eagleman (2015). Belgesel.

Web: https://broadly.vice.com/en_us/article/evgnam/what-the-foods-you-eat-say-about-your-     personality. Erişim Tarihi: 10.10.2018.